Uzaydan Gelen Köpek Baaşa’nın Hikâyeleri (24/07/2008)

Eraslan Sağlam: Müzisyen, piyano virtüözü ve yazar Anjelika Akbar canlı yayında konuğumuz, hoşgeldiniz.

Anjelika Akbar: Hoşbulduk.

ES: Benim için çok heyecanlı bir söyleşi olacak, çünkü bütün açıklığıyla söyleyeyim ben çok ciddi bir hayranınızım. “Bir Yudum Su” albümünüz ise benim için vazgeçilmez bir albüm.

AA: Çok teşekkür ediyorum.

ES: Sizi müzisyen kimliğinizle değil yazar kimliğinizle ağırlayacağız bu akşam. Dünyaca ünlü besteci ve piyano virtüözü Anjelika Akbar’ın 17 yıl önce kaleme aldığı ve geçtiğimiz yıl ilk kez Rusya’da yayımlanan Uzaydan Gelen Köpek Baaşa’nın Hikâyeleri isimli kitabı Türkçe olarak Mandolin Yayıncılık tarafından yayımlandı ve biz de bu akşam Anjelika Akbar’la müziği daha az, edebiyatı daha çok, Uzaydan Gelen Köpek Baaşa’yı da en çok konuşacağız. Baaşa ne demek?

AA: Baaşa isminin bir anlamı yok, yani tercümesi yok. Eğer devamında bu kitabın nasıl doğduğunu soracaksanız, hemen cevap vereyim; zaten Baaşa’nın özünü de bu şekilde anlatabileceğimi düşünüyorum. Ben ilk oğluma hamile iken, 17 yıl önce Hindistan’daydım bir kaç ay boyunca. Bir gün çok kısa bir gündüz uykusundan sonra, uyanınca hatırladım ki çok ilginç bir rüya gördüm; uçan, mavi gözlü, 2 metre boyunda konuşan bir köpek geldi bana ve ismi Baaşa’ydı. Yani ismiyle geldi.

ES: Çok güzel.

AA: Bazen bir rüya görürüz, aslında bir dakika geçmiştir, ama o rüyanın içinde bir dönem yaşamış olabiliriz, bir kaç yıl yaşayabiliriz, bu rüya da öyle bir şeydi. O kadar canlıydı ve o kadar mükemmeldi ki gördüklerimi mutlaka yazmam gerektiğini düşündüm ve kâğıt kalemle 12 gün geçirdim, 12 günde spontane bir şekilde 12 hikâye yazdım, Baaşa öyle doğdu.

ES: Yayımlanma süreciyle ilgili neler söyleyeceksiniz.

AA: Bu el yazısı ile yazdığım hikâyeleri yanımda dolaştırıyordum, bir çok ülkeye gitti geldi benimle ve ben hep bekliyordum, “bir gün uygun bir zamanda, bir ülkede bu kitap herhalde okuyucu ile buluşacak” diye düşünüyordum ve ancak iki yıl önce bu fırsatı buldum. İki yıl önce Fransa’da tesadüfen tanıştığım bir Rus yayımcıya bu kitaptan bahsettim, çok ilgilendi ve gönderdiğim ilk gün bana telefon etti Moskova’dan, “Bu kitabı hemen basıyorum, sabah çocuklarım okudu, ben okudum, eşim okudu, annem babam da okudular ve herkes bayıldı” dedi. Bunlar Küçük Prens gibi hikâyeler, aslında sadece çocuk hikâyeleri değiller, bir sürü mesaj taşıyorlar, bir felsefe taşıyorlar, Rusya’da da her yerde olduğu gibi buna çok ihtiyaç var.

Kitap Rusya’da geçen yıl yayımlandı, daha sonra yakın dostlarıma Baaşa’yı anlatırken dediler ki “Türkiye’deki okurlar niye Baaşa’yı tanımasınlar?”. Böylece kitabı Türkçe’ye çevirdim ve İnkilap Kitaebvi’ne götürdüm, orada da Baaşa’yı sevdiler, tam da o sırada İnkilap Kitabevi’nde çocuklar için özellikle bir bölüm açıldı ‘Mandolin’ adıyla ve Mandolin’in ilk ürünlerinden bir tanesi oldu Uzaylı Köpek Baaşa.

ES: Oyuncak Müzesi’nde bir tanıtım yapıldı, nasıl geçti oradaki etkinlikler?

AA:
Harika geçti, çok renkliydi, bir sürü çocuk geldi, çocuklara ilk defa kitabı orada tanıttım. Çocuklar da çok hazırlıklı geldiler, bana bir sürü sordular, hem Baaşa’yla ilgili hem müzikle ilgili. “Siz artık kitaplara başladınız, müziği bırakıyorsunuz değil mi?” diye sordular, “hayır, asla, onlar aynı anda olabilecek şeyler” dedim. O arada Baaşa için yaptığım besteyi de seslendirdim. Sunay Akın vardı, sevgili Sunay Akın zaten kitabın başına güzel bir sunum yazısı da yazdı. Çok güzel bir gündü, oğullarım geldi, eşim geldi, küçük Timur geldi, henüz 3 aylık ve 17,5 yaşındaki oğlum Yürek geldi, kısacası benim için harika ve unutulmayacak günlerden bir tanesi oldu.

EA: Peki nasıl bir köpek Baaşa?

AA: Bir kere Baaşa çok temiz, bu çok önemli bir şey. “Temiz” derken, çok samimi, önyargısı olmayan bir varlık. Biliyoruz önyargıdan dolayı dünyada bir sürü felaketler oluyor. Baaşa’da bunlar yok, dolayısıyla herkesle çok güzel bir şekilde iletişimkurabilen bir varlık. Tesadüfen dünyaya geliyor ve bize kendi gezegenini anlatıyor, diyor ki; “ben çok üzülüyorum, siz hâlâ burada kavga ediyorsunuz, ben bunu anlayamıyorum bizim gezegenimizde böyle bir şey yok.” Böyle basit cümlelerle, örneklerle aslında bizim için çok önemli olan kavramlardan bahsediyor. Müzikten bahsediyor, müziğin evrende heryerde ve herşeyde olduğunu anlatıyor, esasında enerjiyi anlatıyor, frekansı anlatıyor. Müzik bir frekanstır.

Baaşa her hikâyeyi soru işaretiyle veya virgülle bitiriyor, çünkü insanları düşündürmek istiyor. Hikâye orada bitmiyor, ancak insanın iç dünyasına, belki üst bilincine bir dokunmuş oluyor ve ondan sonra da çalıştırması için insanı kendi haline bırakıyor. En ilginç yerde bırakıyor bizi.

EA: Çok güzel anlattınız. Aslında tıpkı sizin bestelerinizde olduğu gibi.

AA: Doğru söylüyorsunuz.

EA: Sizi dinlerken de aynı şeyi hissediyoruz. Biraz da kitaptaki diğer hikâyelere değinelim mi?

AA: Tabii, mesela güneşi anlatıyor Baaşa, diyor ki “ben bir gün değişik bir güneşle tanıştım, bir çok evrende güneş gördüm yıldız olarak, ama bu değişik bir şeydi”. Esasında tasavvufun ana prensiplerini anlatıyor o hikâyede, yani hepimizin içinde olan ve o ana güneşi ya da parçasını içimizde taşıdığımız o kıvılcımı ve onunla buluşmasını anlatıyor, diyor ki;“birdenbire kendimi onun içinde hissettim, onu benim içimde, kendi kalbimin içinde hissettim, hatta düşündüm ki acaba güneş köpeğe o kadar benziyor olabilir mi? Sonra anladım ki esasında herkes özünde ona benziyor”. Bu tür böyle basit kıyaslamalarla “bir olma”nın ana fikrini anlatıyor. Serap kavramını, serabın ne olduğunu ve bir gezegende nasıl onunla karşılaştığını anlatıyor. Baaşa’nın Sorduğu sorularla çocuklara, bazen de büyüklere birçok yol açabileceğini düşünüyorum.

EA: Başka şeyler de yazıyor musunuz?

AA: Evet, aslında edebiyat benim için belki müzik kadar önemliydi her zaman, küçüklüğümden beri. Ben çok erken kitap okumaya başladım, 5 yaşındayken büyük kalın kitaplar okuyordum, okuyor vaziyette buldum kendimi, nasıl olduğunu da bilmiyorum. Bir şekilde çok hızlı öğreniyordum herşeyi, okuma yazma da onlardan bir tanesiydi. Şiirler yazıyordum çok yoğun bir şekilde ve Rusya’da yayımlanmış şiirlerim de var. Onun dışında tiyatro oyunları yazıyordum, hem konservatuarda, hem daha önce okul yıllarında senaryo yazıp sonra yönetmen olarak onu sahneye koyup içinde oynuyordum ve müziğini besteliyordum. Böyle birleşik sanatları seviyorum zaten. Onun dışında Türkiye’ye geldiğim zaman özellikle, felsefe ve maneviyatla ilgili bir çok yazı yazdım, www.derki.com diye bir internet sitesi var, iki yıldan fazla süredir orada yazıyorum. İki yıl önce başladığım bir kitap var, onun üzerinde çalışıyorum şu anda, o da benim Türkiye’ye gelişimi anlatıyor, nasıl hiç ders almadan Türkçe’yi algılamaya ve anlamaya başladığımı. Her şeyi hissederek, sindire sindire Türkçe öğrendim. Türkiye’ye bakış açımı, Türkiyeli insanlara, kültürüne dair, olumlu ve olumsuz bir sürü tespitlerimi içeriyor, içinde filoloji var, felsefe var, biraz da hayatın komik tarafları var. Benim için çok heyecan verici bir konu bu, şu anda devam ediyorum çalışmaya.

EA: Biz de heyecanla bekliyoruz kitabınızı. Son olarak da müzikle edebiyat ilişkisini nasıl kuruyorsunuz diye sorayım?

AA: Tabii ki müzik daha soyut bir kavram, edebiyatta söz var, ama hepsinin arkasında benim için duygu ve düşüncelerin sentezi var. Zaten sadece müzik ya da edebiyatta değil, sanatın ya da hayatın herhangi bir dalına dokunduğunuz zaman o sizin için çözülüyor, size kendini açıyor. O yüzden ben birçok vokal eserleri de besteledim, söz kullanarak, sözden ilham alarak yaptığım eserler de benim için çok önemli ve birbirlerini besleyen iki dal olduğunu düşünüyorum.

EA: Çok teşekkür ediyoruz misafirimiz olduğunuz, Uzaydan Gelen Köpek Baaşa’nın Hikayeleri’ni bizimle paylaştığınız için.


24 Temmuz 2008 tarihinde Açık Radyo’da Açık Dergi programında yayınlanmıştır.